Enes bin Malik (ra) anlatıyor

3/11/2009 · Kategori: DINI EGITIM

Enes bin Malik (ra) anlatıyor:

Bir gün Resulü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in yanına gitmiştim. Ashabıyla oturmuş konuşuyordu. Karnına bir bez bağlamıştı. Ben bunu anlayamamıştım ve arkadaşlarına merakla sordum:
-Hz. Peygamber karnına niçin bez bağlamış? dedim. Onlar da;
-Açlıktan, diye cevap verdiler.
Bunun üzerine üvey babam Ebu Talha'ya gittim ve:
-Babacığım! Peygamber Efendimizin (sav) karnına bir bez bağladığını gördüm. Bazı arkadaşlarına bunun sebebini sordum; onlarda açlık yüzünden bağladığını söylediler, dedim. Babamda anneme:
-Evde yiyecek bir şey var mı? diye sordu. Annem:
-Evet, evde bir parça ekmek ve birkaç hurma var. Eğer Allah'ın Elçisi evimize tek başına gelirse, karnını doyururuz. Ama yanında başkası da gelirse onlara yetmez, dedi.
Sonra arpa ekmeğinden yapılmış birkaç çörek çıkardı. Onları kendi başörtüsünün bir tarafına sarıp elbisemin altına yerleştirdi. Örtünün bir kısmını da belime sardı ve beni Peygamber Efendimize gönderdi. Bana da,
-Bunu peygamberimize göster, dedi. Ben de hızla ekmeği götürdüm.
Hz. Peygamberin (sav) mescitte cemaatle birlikte oturduğunu gördüm ve onların yanında ayakta durdum. Allah'ın elçisi bana;
-Seni Ebu Talha mı gönderdi? Diye sordu. Bende:
-Evet, dedim.
-Yemek için mi? buyurdu. Yine:
-Evet, diye cevap verdim.
Resulü Ekrem (sav) yanındaki Sahabilere:
-Haydi, kalkınız deyip yürüdü. Ben önden gidip Ebu Talha'ya durumu bildirdim. Bunun üzerine Ebu Talha anneme:
-Ümmü Süleym! Hz.Peygamber (sav) cemaati alıp getirdi, ama evde onları doyuracak bir şey yok, ne yapacağız? dedi. Endişelendi mahcup olma korkusuyla. Ümmü Süleym:
-Allah ve Rasulü daha iyi bilir, dedi.
Ebu Talha hemen kalkıp Resulü Ekrem'i karşıladı. Peygamberimiz Ebu Talha ile birlikte eve girdi. Allah'ın elçisi anneme:
-Ümmü Süleym! Neyin varsa getir, buyurdu.
Annem de o ekmeği getirdi. Resulü Ekrem (sav) ekmeğin doğranmasını emretti ve ekmeği doğradılar. Annem yağ tulumunu sıkarak çıkan yağı ekmek parçalarının üzerine sürdü. Sonra Peygamber Efendimiz (sav) bu ekmeklere, Allah ne dilediyse öyle dua etti. Ardından da Ebu Talha'ya döndü ve:
-On kişiyi içeriye al, buyurdu. Onlar doyuncaya kadar yedikten sonra çıktılar. Resulü Ekrem (sav):
-On kişiyi daha içeri al, buyurdu. Ebu Talha on kişiyi daha içeri aldı ve onlarda doyuncaya kadar yiyip çıktılar. Hz. Peygamber (sav):
-Bir on kişiyi daha içeri al, buyurdu...
O gün bu ekmekten yiyip doyanların sayısı tam seksen kişiydi. (Buhari, Menalub, 25; Müslim, Eşribe, 143)


EYYUBİ.COM

Etiketler :

İnananlar için ağlayan peygamber!

3/11/2009 · Kategori: DINI EGITIM

İnananlar için ağlayan peygamber!


İbni Amr ibni As (ra) anlatıyor:

Bir gün Resulü Erkek sallallahu aleyhi ve selem, Hz. İbrahim (as) hakkındaki şu ayeti okudu:

“Rabbim! Bu putlar insanların çoğunu yoldan çıkardılar. Artık kim bana uyarsa bendendir; kim de bana karşı gelirse, elbette Sen çok bağışlayan, koruyup gözetensin.” (İbrahim 14/36)

Ardından Hz. İsa'nın (as) Kur'an'daki şu sözlerini söyledi:

“Onlara azab edersen, onlar zaten Senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, elbette Sen güç ve kudret sahibi, her şeyi yerli yerince yapansın.” (el-Maide 5/118)

Daha sonra Peygamber Efendimiz (sav) ellerin açtı:

“Allah'ım, ümmetimi koru, ümmetime acı!” diye dua etti ve ağladı.

Bunun üzerine Allah-u Teâlâ Hz. Peygamberin neden ağladığını bilse de sırf Peygamberinin dilinden duyulsun diye Cebrail'e emretti.

-Cibril (as) git Muhammed'e ve niçin ağladığını sor, buyurdu.

Cebrail de (as) ona geldi ve niçin ağladığını sordu. Resulü Ekrem (sav) ümmeti için duyduğu endişe yüzünden ağladığını söyledi. Onların azaba düşeceği endişesinden ağladığını söyledi. Zaten Allah-u Teâlâ onun ne için ağladığını çok iyi bilmekteydi.

Cebrail (as) aldığı cevabı Allah-u Teâlâ'ya iletince, Cenab-ı Hak ona şöyle buyurdu:

-Cebrail! Muhammed'e git ve ona; Allah ümmetin hakkında seni razı edecek, seni asla üzmeyecek. Sen razı olacaksın. Bunu dediğimi söyle! (Müslim, İyman, 346)


EYYUBİ.COM

Etiketler :

Allah'ın kaderinden yine Allah'ın kaderine sığınmak

3/11/2009 · Kategori: GUNDEM

Allah'ın kaderinden yine Allah'ın kaderine sığınmak

Hz. Ömer (ra) şam'a doğru yola çıkmıştı. Serg denilen yere varınca, kendisini orduların başkumandanı Ebu Ubeyde b. Cerrah ile komuta kademesindeki arkadaşları karşıladı ve ona şam'da veba hastalığı baş gösterdiğini haber verdiler.

Hz. Ömer (ra) şam'a doğru yola çıkmıştı. Serg denilen yere varınca, kendisini orduların başkumandanı Ebu Ubeyde b. Cerrah ile komuta kademesindeki arkadaşları karşıladı ve ona şam'da veba hastalığı baş gösterdiğini haber verdiler. Ömer (ra), Abdullah b. Abbas'a:

-Bana ilk Muhacirleri çağır, dedi.

Hz. Ömer (ra) onlarla oturup konuştu ve şam'da veba salgını bulunduğunu kendilerine bildirdi. Onlar nasıl hareket edilmesi gerektiğinde ihtilaf ettiler. Bazıları:
-Sen belirli bir iş için yola çıktın, geri dönmeni uygun bulmuyoruz, dediler. Bazıları da:
-Müslümanların kalanı ve Hz. Peygamberin ashabı senin yanındadır. Onları bu vebanın üstüne sevk etmenizi uygun görmüyoruz, orada salgın hastalık var, dediler.

Bunun üzerine Hz. Ömer (ra):

-Gidebilirsiniz, dedi. Daha sonra Abdullah b. Abbas'a (ra):

-Bana Ensar'ı çağır, dedi. Onlar da Muhacirler gibi benzer sözler söylediler. Hz. Ömer (ra):

-Siz de gidebilirsiniz, dedi. Hz. Abdullah'a (ra) tekrar:

-Bana Mekke'nin fethinden önce Medine'ye hicret etmiş olan Kureyş Muhacirlerinin yaşlılarını çağır, dedi.

Onlardan iki kişi bile ihtilaf etmedi ve hepsi:
-İnsanları geri döndürmeni ve bu hastalığın olduğu yere gitmemeyi uygun görüyoruz, dediler.

Bu defa Hz. Ömer (ra) herkese seslenerek:

-Ben sabahleyin dönüş hazırlığına başlıyorum, siz de hayvanlarınıza binmiş olun, dedi.

Ebu Ubeyde b. Cerrah (ra):

-Allah'ın kaderinden mi kaçıyorsun? diye sordu. Hz. Ömer (ra):

-Keşke bunu senden başkası söyleseydi ey Ebu Ubeyde! Dedi. Zira Ömer (ra) Ebu Ubeyde'ye muhalefet etmek istemezdi. Ve sözüne şöyle devam etti.

-Evet, Allah'ın kaderinden yine Allah'ın kaderine kaçıyoruz. Ne dersi senin develerin olsa da iki tarafı olan bir vadiye inseler, bir taraf verimli diğer taraf çorak olsa, verimli yerde otlatsan Allah'ın kaderiyle otlatmış, çorak yerde otlatsan yine Allah'ın kaderiyle otlatmış olmaz mıydın?

Tam o esnada bir takım ihtiyaçların karşılamaz için ortalarda görünmeyen Abdurrahman b. Avf (ra) çıkageldi ve:

-Bu hususta bende bilgi var, Rasulullah (sav) Efendimizin:

-“Bir yerde veba olduğunu işittiğinizde oraya girmeyiniz. Bir yerde veba ortaya çıkar, siz de orada bulunursanız, hastalıktan kaçarak oradan dışarı çıkmayınız” buyururken işittim, dedi.

Bunun üzerine Hz. Ömer (ra) Allah'a hamd etti ve oradan ayrılıp yoluna devam etti. (Buhari, Tıb, 30; Müslim, Selam, 9Cool
Hz. Ömer'in (ra) bu tavrı 'kader' anlayışına nasıl bakmamız gerektiğine dair ipucu veriyor. Tedbir olarak ve bütün sebeplere sarılmamız gerekir. Bütün bunlara rağmen Yüce Allah başka bir şey dileyip önümüze getirecekse buna da razı olmak gerekir.


EYYUBİ.COM

Etiketler :

Evet, işte ben de böyle emrolundum

3/11/2009 · Kategori: GUNCEL DINI MESELELER

Evet, işte ben de böyle emrolundum!


Bir gün bir adam Hz. Peygamber Efendimize gelerek bazı şeyler istedi. Allah Resulü (sav):

-Yanımda sana vereceğim bir şey yok, git benim adıma satın al, mal geldiğinde öderim, dedi.

Fahri Kâinat Efendimizin (sav) sıkıntıya girmesine gönlü razı olmayan Ömer (ra):

-Ya Rasulullah! Yanında varsa verirsin, yoksa Allah Sen'i gücünün yetmeyeceği şeyle mükellef kılmamıştır. Neden kendini sıkıntıya sokuyorsun, dedi.

Allah Rasulü'nün (sav) Hz. Ömer'in (ra) bu sözünden hoşnut olmadığı mübarek yüzlerinden belli oldu. Bunun üzerine Ensar'dan bir zat (Bu kişinin Hz. Bilal (ra) olduğu söylenir):

-Anam babam sana feda olsun Ya Rasulullah! Ver! Arş'ın sahibi azaltır diye korkma, dedi.

Bu sahabenin sözleri Efendimizin (sav) çok hoşuna gitti. Tebessüm ederek:

-Ben de bununla emrolundum, buyurdular.

Rasulullah (sav) Efendimiz o kadar cömertti ki elinde bir şey olmadığı zaman borç alarak infak ederdi. Eldekini paylaşmak kolay belki. Ya olmayanı bulup buluşturup vermek. Bu ne kadar zor değil mi?
EYYUBİ.COM

Etiketler :

DİNİN ESASLARI

23/9/2009 · Kategori: DINI EGITIM

Dinin belli başlı esasları Amr ibni Abese (ra) anlatıyor:
Daha ilk yıllardı. İslam henüz yayılmamıştı. Resulü Ekrem (sav) Mekke'de Ukaz mevkiindeyken yanına gittim ve ona:
-Ey Allah'ın Elçisi! Getirdiğin dine kim inandı? diye sordum.

-Biri hür, diğeri köle iki kişi inandı, dedi. O dönemler yanında sadece Hz. Ebu Bekir (ra) ve Bilal-i Habeşi (ra) vardı.

-Müslümanlık nedir? diye sordum. Efendimiz (sav):

-Tatlı dille konuşmak ve yemek yedirmektir, buyurdu. Ben:

-Peki, iman nedir? diye sordum. O (sav):

-Sabredip dayanmak, cömert ve anlayışlı olmaktır, dedi. Ben:

-Hangi Müslüman daha üstündür? diye sordum. Efendimiz (sav):

-O; dilinden ve elinden Müslümanların zarar görmediği kimsedir, cevabını verdi. Ben:

-Hangi mümin daha üstündür? dedim. Efendimiz (sav):

-Ahlakı güzel olan kişi, cevabını verdi. Ben:

-Hangi namaz daha üstündür? dedim. Efendimiz (sav):

-Ayakta uzun süre durarak kılınan namazdır, cevabını verdi.

-Hangi hicret daha faziletlidir? dedim. O (sav):

-Rabbinin yapılmasını uygun görmediği şeyi terk etmek, dedi. Ben sormaya O (sav) da cevaplamaya devam buyurdular. Ben:

-Hangi cihat daha değerlidir? dedim. Efendimiz (sav):

-Savaşçının atının öldürüldüğü, kanının döküldüğü cihat, buyurdu. Ben:

-Hangi saatler daha değerlidir? dedim. O (sav):

-Gecenin son kısmında kılınan namaz ve yapılan dua. Tan yeri ağarana kadar sabah namazının farzına melekler de katılır. Tan yeri ağarınca, sabah namazının farzından önce, sabah namazının iki rekat sünnetinden başka namaz kılınmaz. Sabah namazını kıldıktan sonra, güneş doğuncaya kadar başka namaz kılma.

Namaz kılanın yanında melekler bulunur. Güneş batıncaya kadar namaz kılmaya devam et. Ama güneş batarken namaz kılma, buyurdu.

Amr b. Abese Müslüman oldu. Mekke'de Hz. Peygamberin (sav) yanında kalmak istedi ama Efendimiz (sav) bunu kabul etmedi ve gitmesini istedi. Zira Mekkeliler ona zarar verirlerdi. Efendimiz kendinden çok arkadaşlarını düşünür ve daima onların hayatını garantiye almaya çabalardı.

Etiketler :

AKRABAYA YARDIM

23/9/2009 · Kategori: DINI EGITIM

Akrabaya yardım ne kadar sevaptır


SAHABELERDEN Abdullah ibni Mesud (ra)'ın eşi Zeynep (r.anha) anlatıyor:

Bir gün Peygamberimizin (sav) mescidindeydim. Peygamber Efendimiz (sav):

-Ey Kadınlar! Süs eşyanızdan bile olsa sadaka veriniz, buyurdu.

Bunu duydum. Ben ise zaten kocama ve kardeşimin yetimlerine yardım ederdim. Resulü Ekrem'in bu emrini duyunca, kocam Allah ibni Mesut'a dedim ki:

-Sen eli dar, fakir bir adamsın. Peygamber Efendimiz (sav) bize sadaka vermemizi emretti. Ona git de bir soruver. Sadakamı sana ve kardeşimin yetimlerine vermekle bu emri yerine getiriyor muyum? Getiriyorsan ne iyi, de?ilse başkasına yardım edeyim, dedim. Abdullah:

-Git kendin sor, deyince ben de gittim.

Hz. Peygamberin (sav) kapısına vardım. Baktım ki Ensardan Zeynep adlı bir kadının da orada bekledi?i gördüm. Me?er onun derdi de benimkinin aynıymış.

Peygamber Efendimizin (sav) huzuruna girmeye de çok çekinirdik. Rahatsız etmekten utanırdık. O sırada içeriden Hz. Bilal çıktı. Ona şöyle dedik:

-Hz. Peygambere git de, kapıda iki kadın bekliyor, kocalarıyla kendi yetimlerine verecekleri sadakanın kabul olup olmadı?ını soruyorlar, de. Ama bizim kim oldu?umuzu da söyleme! dedik.

Bilal hemen Resulü Ekrem'in (sav) huzuruna girerek meseleyi anlatmış. Peygamberimiz de (sav):

-Kim onlar? diye sormuş. Müezzini Bilal-i Habeşi de (ra):

-Ensardan bir kadın ile Zeynep, demiş. Peygamber Efendimiz (sav);

-Hangi Zeynep'miş o? diye tekrar sormuş. Bilal de bunun üzerine:

-Abdullah'ın karısı, demiş. Allah Resulü (sav):

-Onlar, yakınlarına yardım etmekle iki sevap birden kazanıyorlar. Biri akrabasını görüp gözetme sevabı, di?eri ise sadaka sevabı, demiş.

Etiketler :

SON NEFES

23/9/2009 · Kategori: ALLAH DOSTLARI

Son nefeste...


Bir dostu anlatıyor:

Hz. Amr ibni As ölüm döşeğindeyken yanına gittik. Yüzünü duvara döndü, uzun uzun ağladı. Bunun üzerin oğlu Abdullah:

-Babacığım! Ölümden korktuğun için mi ağlıyorsun? diye sordu. Amr ibni As (ra):

-Hayır, vallahi ölüm sonrasının korkusundan ağlamıyorum, dedi. O zaman Abdullah:

-Babacığım, sen hayırlı işler yaptın. Sen Resulullah (sav) sohbetinde bulunmadın mı?

Onun valiliğini yapmadın mı?

O sana şu müjdeyi vermedi mi?

Suriye'yi sen fethetmedin mi? diye özelliklerini tek tek saymaya başladı. O zaman Amr ibni As yüzünü bize döndü ve şunları söyledi:

-Ahiret için hazırladığımız en değerli azık “La ilahe illallah Muhammedin Rasulullah”

sözüdür.

Dinleyin beni. Benim hayatımda üç devir vardır.

Bir zamanlar kâfirdim. Müşriktim. Allah'ın elçisine benden fazla kin besleyen yoktu. En çok istediğim şey, bir yolunu bulup onu öldürmekti. Şayet bu haldeyken ölseydim, mutlaka cehennemlik olurdum. Helak olurdum.

Allahü Teala gönlüme İslam sevgisini koyunca, kalkıp Peygamber aleyhisselamın yanına gittim:

-Elini uzat sana biat edeceğim, dedim. O elini uzatınca ben elimi geri çektim. Hz. Peygamber (sav) bana döndü:

-Ne oldu, Amr? diye sordu.

Sonra aramızda şu konuşma geçti.

-Şart koşmak istiyorum

-Neyi şart koşacaksın?

-Allahü Teala'nın beni bağışlamasını.

O zaman Peygamber Efendimiz (sav) bana şunları söyledi:

-Müslüman olmanın, önceki günahları yok ettiğini bilmiyor musun?

-Hicret etmenin, daha önceki günahları silip süpürdüğünden haberin yok mu?

-Haccetmenin önceki günahları ortadan kaldırdığını bilmiyor musun?

O günden sonra Allah'ın elçisinden daha çok sevdiğim kimse yoktu. Gözümde ondan daha büyük biri mevcut değildi. Ona duyduğum saygıdan dolayı gözlerimi kaldırıp yüzüne bakamazdım.

Biri bana Peygamber Efendimizi (sav) anlatmamı isteseydi, yüzüne doya doya bakamadığım için bunu yapamazdım. Şayet bu haldeyken ölseydim, cennetlik olmayı umabilirdim. Ama heyhat ki ne heyhat.

Daha sonra saltanat işlerine karıştım. Siyasete bulaştım. O işlerin aleyhimde mi lehimde mi olduğunu bilemiyorum. Sizden şunu istiyorum:

Öldüğüm zaman arkamdan ne ağıt, ne de ateş yakın. Mahrem yerlerimi iyice örtün, kimse görmesin, çünkü melekler beni hesaba çekmek için yanıma gelecekler. Beni gömdüğünüz zaman üzerime toprağı yavaş yavaş atın.

Sonra kabrimin yanından hemen ayrılıp gitmeyin. Bir deveyi kesip etini taksim edecek kadar bir zaman orada durun. Böylece siz yanımdayken yerime alışayım ve Rabbimin elçilerine nasıl cevap vereceğimi düşüneyim.

Etiketler :

KADİR GECESİ

23/9/2009 · Kategori: U_AYLAR

 

Kadir Gecesinde Okunacak Dua

- Allahümme inneke afüvvün kerîmün tuhibbül afve fa'fü anni.
(Allah'ım sen affedicisin, affı seversin, beni affet.)

KADİR NE DEMEKTİR?

Kadir kelimesi sözlükte; güç, kuvvet, şeref, azamet ve iktidar sahibi anlamına gelmektedir. Bu kelime Allah Teâlanın güzel isimlerinden biridir. Allah’u Teâla mutlak güç ve kuvvet sahibidir. İstediğini istediği zaman, istediği şekilde yapar ve yaptırır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de “Şüphesiz Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir.” buyurulmaktadır. Bakara Suresi, 20.

KADİR GECESİ NE ZAMANDIR?

Peygamberimiz (s.a.v.) den Ramazanın son on günü içindeki tek rakamlı gecelerden herhangi birinin Kadir Gecesi olduğuna dair hadisler nakledilmiştir.

(Buhari, Leyletü’l Kadir B.3); (Müslim, Sıyam, 307)

Kadir Gecesi Ramazan ayının 27. gecesi olarak kabul edilmekte ve bu gecede ihya edilmeye çalışılmaktadır.

KUR’AN-I KERİM’DEKİ KADİR SURESİ BİZE NE ANLATIYOR?

Kadir gecesinden söz ettiği için bu adı almıştır.
Abese sûresinden sonra Mekke'de inmiştir. 5 (beş) âyettir.
Sûrede, Kadir gecesinden, onun faziletinden, o gecede meleklerin yeryüzüne
inişinden bahsedilir.

 

Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.

1. Biz onu (Kur'an'ı) Kadir gecesinde indirdik.

2. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin?

3. Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır.

4. O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh (Cebrail), her iş için iner dururlar.

5. O gece, esenlik doludur. Ta fecrin doğuşuna kadar.

KADİR GECESİNİ NASIL DEĞERLENDİRMELİYİZ?

1- Kur’an-ı Kerim okumalıyız.

2- Kaza namazı kılmalıyız.

3- Nafile namaz kılmalıyız.

4- Muhtaçlara yardım etmeliyiz

5- Dua ve tövbe etmeliyiz.

Hz. Peygamber bu gecede şu şekilde

- Allahümme inneke afüvvün kerîmün tuhibbül afve fa'fü anni.

- (Allah'ım sen affedicisin, affı seversin, beni affet.)

dua edilmesini tavsiye etmiştir:
Meâli:

Etiketler :

Yüce Allah’ın terbiye ettiği peygamber

28/4/2009 · Kategori: GUNCEL DINI MESELELER

Yüce Allah’ın terbiye ettiği peygamber


DAHA annesinin rahmindeydi. Medine’ye giden genç babası geri dönemedi.

Haberi geldi. Abdullah vefat etti dediler. Daha doğmadan babasız kaldı. Allah O’na babasız doğmanın ne demek olduğunu öğretmek istiyordu.

Dünyaya geldiğinde Mekke’nin sıcak iklimine dayanamayan küçük çocukların gönderildiği nispeten daha serin bölgelere gönderilmek istendi. O’na sütanne arandı. Her çocuğa birkaç sütanne talip olurken O’na kimse talip olmadı. Çünkü üstü başı çok pahalı giyeceklerle bezenmediği için yoksul görünüyordu. Babasız bir çocuğu kim, neden sayfiye yerine götürsün ki. Mekke’nin aristokrat ailelerinin çocuklarından para kazanmak varken, babasız Muhammed (s.a.v)’i kim ne yapsın ki! Daha küçükken Allah O’na kenarda unutulmanın ne demek olduğunu öğretmek istiyordu.

Hz. Halime O’nu bağrına bastı ve köyüne alıp götürdü. Şöyle düşünüyordu Sadiyeli Halime, bu çocuktan süt emzirme karşılığı para kazanamazsam bile onu en azından Mekke’nin yakıcı sıcağından kurtarmış olurum. Gözleri öylesine masum bakıyordu ki, Halime O’nu mahzun bırakmak istemiyordu. Bırakmadı da. Meğer dünyada vicdani ve insani kaygılardan ötürü insanlara el uzatanlar henüz bitmemiş. Rabbim O’na insanlığın ölmediğini öğretmek istedi.

Bir gün annesiyle beraber Medine’deki babasının mezarını ziyarete gitti. Yanlarında dadısı Ümmü Eymen vardı. Yoksul, kimsesiz, vefalı bir kadın. Ziyaret bitip de dönüş yoluna koyulduklarında "Ebva" denilen yerde genç annesi aniden rahatsızlandı. Oraya çadır kurdular. Kimsesiz, ıssız bir çöl ortasında! Ve kısa süre içinde annesi son nefesini verdi. Muhammed’ine doyamadan. O da annesini yeterince kucaklayamadan. Yaşı daha 7 civarıydı. Daha bu kadar küçükken babadan sonra annesiz kalmanın da ne demek olduğunu öğrenecekti.

Öğrendi de.

Yıllar sonra benim kalbim katıdır, ne yapayım ey Allah’ın Peygamberi diyen birine dönüp şöyle diyecektir. Hiç yetim başı okşadın mı? Yetim başı okşa da kalbindeki katılık sona ersin. Merhamete aç olan ile merhametten yoksun olanı öylesine iyi tanıyordu ki!

Amcası Ebu Talib’in evindedir. Ebu Talib yoksul bir insandı. Şerefli, izzetli ama yoksul. Bazen sofraya az yemek gelirdi. Fazlasını bulamazlardı. Bazen bir çanağın içine 2-3 kişiye yetecek yemek vardı ama o evde o tabağa el uzatan en azından 5-6 kişi olurdu. Kimse doyamazdı tam olarak. Ama kaşığını en erken çeken de o olurdu. Utanırdı. Amca çocukları aç kalırken çok yemekten utanırdı. Daha çok, ama çok küçükken sofradan aç kalkmanın ne olduğunu öğreniyordu. Aç büyüyenleri anlıyordu.

Hira’da ilk vahyi aldığında titriyordu. O an farklı duygular içindeydi. Ne olduğunu anlamaya çabalıyordu. Melek Cebrail O’nu öylesine sıkmıştı ki, bütün vücudu hálá o ağırlığı hissediyordu. Evine ulaştı ve eşi Hz. Hatice’ye beni ört dedi. İlk kez üşümeden, hastalanmadan üşüdüğünü hissetti. İlk kez korku ve heyecanla titriyordu.

İlerleyen yıllarda eşini ve amcasını üst üste kaybetti. Sırtını dayadığı iki duvar üst üste yıkıldı. Bir an Mekke’de yalnız kaldığını hissetti. Dünyadaki bütün dostların bir gün art arda gideceklerini, Yüce Rabbi’nin dışındaki dostların, dosta ebediyen dostluk edemeyeceğini bir daha anlıyordu.

Taiflilere İslam’ı anlatmak için gittiğinde örgütlenmiş gruplar tarafından taşlandı. Tebliğ yıllarının ortasındaki bu manzara O’na daha zor günlerin geleceğini hissettiriyordu. Bugün taş atanlar yarın ok ve mızrak atacaklardı.

En daraldığı yerde Miraca çıkarılarak yarası sarıldı. Yalnız olmadığını anladı O’da.

Sevdiği ve doğduğu şehir Mekke’den çıkarılmak istendi, nihayet suikasta uğramamak için Mekke’den gizlice çıktı. Vatansız, yurtsuz kalmanın ne olduğunu daha o gün bizzat yaşayarak öğrendi.

Muhteşem bir hayatı özetlemeye, karaladığım bu harf kalabalığının yetersiz olduğunu iyi biliyorum. Ama şunu da iyi biliyorum ki, Hz. Peygamber (s.a.v) 23 senenin her karesinde ilahi güç tarafından zor bir imtihandan ve çileden geçirilerek terbiye edildi. O’nun hayatının hiçbir karesi boş veya tesadüf kavramıyla değerlendirilemez. O en güzel insan hayatını özetlerken şöyle buyuruyordu: Beni Rabbim terbiye etti ve terbiyemi güzel yaptı.

Kutlu doğum haftanızı kutluyorum.

Etiketler :

insanlık Ömer'i arıyor

13/4/2009 · Kategori: GUNCEL DINI MESELELER

İki büklüm ihtiyar kadın önüne geçti. Dur dedi. O da duraksadı.

Yılların yorduğu ihtiyar kadının vücudu yere paraleldi. Habire konuşan kadın, sesini uzun boylu adam duyurmak istiyordu. Kadının durdurduğu Hz. Ömer yere doğru eğildi. Dizlerinin üstüne çöktü ve ihtiyar kadının sesini duymaya gayret etti.

Kadının sözleri, Hz. Ömer’in kulağında yankılanıyordu. "Sen düne kadar Ukaz panayırında güreşen bizim bildiğimiz Ömer’din. Büyüdün, serpildin ve şimdi halife oldun, şimdi dinle beni." Uzun uzun dinledi. O gün biçare kadını dinlediği için de bugün dinleniyor. Kıyamete kadar dinlenmeye, dillendirilmeye gayret edilecek.

* * *

Medine sokağından geçiyor. Sokak kapısının önünde bir kadın oturuyor. İçeriden diğer kadının sesi duyulur: Anne içeri gir, müminlerin emiri geçiyor. İhtiyar kadın duruşunu bozmaz, içeriye seslenir. "Daha düne kadar Ömer’di. Ne oldu yani, bugün halife olmuşsa. O bizim bildiğimiz Ömer!" Hz. Ömer bir an duraksar. Kadına doğru döner ve şöyle der: "Doğrudur nine. Ben işte senin dediğin gibi o adamım. Senin dediğin o adam."

Ertesi gün yine aynı sokaktan geçer. O ihtiyar kadın yine kapının önünde. Hz. Ömer kadına doğru yürür. Nine der, "Ben dünkü Ömer’im. Halife Ömer. Çöpün var mı, dökecek kimsen yok herhalde, ben döksem olur mu?" Ağustos ayının kavuran bir günü. Bir siyasi hamal yük taşıyor. Yorgun, sırılsıklam, iki büklüm. Kimse yükünü paylaşmak istemiyor. Herkes bakarken Hz. Ömer birden hızlanır. Yükün altına girip omuz verir. Sessizce seslenir kulağına arkadan: "Hadi beraber taşıyalım. Senin yükün benim yükümdür."

Hz. Peygamber’le olduğu yıllar. Bir bayram sabahı. Mescitten dışarı çıkarlar. Hz. Peygamber yürürken Medine’nin çocukları Peygamberimizi çembere alırlar. Bayramlık bir şeyler istiyorlar. Hz. Peygamber, dostu Ömer’e döner ve "Ömer! Bu çocuklardan beni satın al, baksana bana el koydular. Sen onlara bir şeyler getir" buyurur. Hz. Ömer gider ve biraz sonra biraz hurma, et ve meyveyle döner. Bu yiyecekleri çocuklara dağıtır. Yiyecekleri alan çocuklar evlerinin yolunu tutarlar.

Peygamberimiz evine doğru yürürken için için gülümsemektedir. Hz. Ömer’in dikkatinden kaçmaz bu hal. Efendim der, neden gülümsüyorsunuz. Peygamberimiz gülümseyen bir çehreyle cevap verir: "Ömer, beni Yusuf’tan daha ucuza aldın. Malik bin Zar bile Hz. Yusuf’u almak için daha çok para vermişti." Hz. Ömer şöyle cevap verir: "Öyle olsa da siz Yusuf’tan daha kıymetlisiniz."

Hz. Ömer’in elçisi Rum beldelerine gider. Elçi giderken Hz. Ömer’in hanımı şişelerin içine güzel kokular doldurtur ve bunu da hediye olarak kayserin hanımına gönderir. Rum imparatorunun hanımı bu kokuları çok beğenir ve karşılığında aynı şişelere inci doldurtup mütekabiliyet -karşılıklı nezaket- gereği Hz. Ömer’in eşine gönderir.

Hediyeler Hz. Ömer’in önünde açılır. İncileri gören Hz. Ömer, incilerin hazineye devredilmesini ister. Oradakiler, ama sizin eşinize özel olarak gönderilen hediyelerdir bunlar deyince Hz. Ömer şu cevabı verir: "Halifeye ve eşine gelen hediyeler şahsi değildir. Halkın tümünedir. Bu hediyeler halka dağıtılmak üzere hazineye kaldırılacaktır." Öylede olur. Ne Hz. Ömer’in eşi ne de başkası itiraz edecektir.

Bir akrabası yanına gelir. Hz. Ömer’den yardım istemek niyetindedir. Adam, Hz. Ömer’e, "Bana hazineden para verip yardım eder misin" der. Hz. Ömer ayağa kalkıp adamı kovar. Hem de kovalarcasına arkasından da bağırır: "Sen benden ne istediğinin farkında mısın? Sen benim hain bir idareci olmamı mı istiyorsun?" Aradan zaman geçer. Hz. Ömer bu yakınını buldurur. Sonra kendi imkánlarıyla ona yardım eder. Ama devletin parasını bu işlerde kullanmaz ve kullandırmaz (Tarihul İslam, Zehebi, /271)

* * *

Ülkesi, coğrafyası, dini, dili, mezhebi, meşrebi, ırkı, rengi, mevkii, makamı ne olursa olsun bütün insanlar birer Ömer arıyorlar. Bendendir, sendendir demeden, başkalaştırmadan, dışlamadan, adaletten kıl payı ayrılmayacak birer Ömer arıyor.

Aynanın karşısına geçip "Dün bir hiçtin, bugün bir şeysin, yarın bir hiç olacaksın" diyecek adam arıyoruz. Bugün gözlerimi rahatça kapatabilirim, emanetin dağıtıldığı yerde bir emin var dedirtecek bir Ömer arıyoruz.

Kültüründe ve geçmişinde insanlığa Ömer’ler bağışlamış olanlar, eğer bugün birer Ömer arıyorsa, toplumun herhangi bireyi Ömer kadar hassas olmadıkça görevlerini yapmış olamazlar.

Etiketler :

« Önceki |