EN GÜZEL ÖRNEK HZ. PEYGAMBER’İN HAYATINDAN KESİTLER

EN GÜZEL ÖRNEK HZ. PEYGAMBER’İN HAYATINDAN KESİTLER- III

Bir Baba Olarak Rasûlullah (s.a.v.)

Hz. Peygamber (s.a.v.)’in çocuklara karşı tavrında en dikkat çekici yönlerinden biri, “çocukları cennet kokusu” ve “gözünün nuru” olarak görmesidir. Çocukların sevgiyle yetiştirilmesini tavsiye ederdi. Hz. Enes (r.a.) şöyle bildirir: Rasûlullah (s.a.v.) kadar çocuklarına karşı daha şefkatli kimse görmedim. (Müslim, Fedâil 63; Ahmed b. Hanbel, 3/112)

Çocukları sevmenin ve bir büyüğün çocuklarına şefkat göstermesinin zaaf işareti gibi algılandığı bir dönemde Efendimiz (s.a.v.), birçok cahiliye davranışı gibi bu yanlış tavrı da örnek hareketleriyle değiştirdi. O, torunları Hz. Hasan ve Hüseyin doğduktan sonra onları görmek için daha sık Hz. Fatıma’nın evine gider olmuştu. Onların bakımlarıyla ilgileniyordu, onlarla oyunlar oynuyordu ve sık sık onlara olan sevgisini dile getiriyordu. Hz. Hasan için; "Allahım ben, onu seviyorum. Onu sen de sev. Onu seveni de sev" diye buyurmuşlardır. (Müslim, Fedailu"s-Sahabe, 56)
Her çocuk büyüklerinden özelikle babalarından duyacakları hayır dualarından olumlu etkilenir.

Rasûlullah (s.a.v.)’in; “Bir babanın evladı için duasının kabul edilen dualardan olduğunu" (Buhari) ifade etmesi ve duasını alan pek çok sahabi çocukların bu mutluluğu yaşadıkları görülmüştür.

Efendimiz (s.a.v.), çocuklara çeşitli vesilelerle hayır dualarda bulunmuştur. Bazı insanlar, babaların çocuklarıyla kaynaşıp yakınlaşmasından dolayı babalıklarını zedeleyeceğini ve babanın üstlendiği eğitim anlayışını, sorumluluğunu, değerini ve saygısını yitireceklerini zannederler. Bu hatalı bir yaklaşımdır. Oysaki çocuklara karşı yumuşak davranıp onlara yaklaşmak eğitim sisteminin önemli bir basamağıdır.

Çocukların dünyasında her olay çok önemlidir. Çocukluk yıllarında hayal dünyası oldukça zengindir. Özellikle şakalaşan çocuklarda bu duygu daha da gelişmiştir. Yapılan şakalar seviyeye uygun olarak gerçekleşmeli ve babalar şakalarda cömert davranmalı. Efendimizin (s.a.v.) hayatı, torunları ve diğer çocuklarla yaptığı şakaları ölçülü, anlamlı, hikmetli ve ibretli örneklerle doludur. Yolda karşılaştığı çocuklara: "Ey çocuklar, Allah'ın selamı üzerinize olsun" diyerek, çocukları önemseyen, değer veren, ilgi duyup, seven, okşayan, öpen, koruyan ve şakalaşan bir baba olarak Rasûlullah (s.a.v.) örnek bir insandı. Efendimiz (s.a.v.) bir gün torunu Hz. Hasan’ı öptü, o sırada yanında Akra bin Habis oturmaktaydı. Akra: "Benim on tane çocuğum vardır, onlardan hiçbirini öpmedim" dedi. Rasûlullah (s.a.v.) ona doğru baktı, sonra da "Merhamet etmeyene merhamet olunmaz" buyurdu. (Buhari, Kitabu’l-Edeb, 26)

Efendimiz (s.a.v.) çocuklarına ve torunlarına şefkatle muamele eder, böyle davranırken de dikkatlerini Allah’ın dinine çekerdi. Onları bağrında beslerken yüzlerine tebessüm eder, okşar ve aziz tutar, bu arada onların uhrevî meseleleri ihmallerine de rıza göstermezdi. Günlük yaşamla ilgili hataları görmezden gelir, takva ile çelişebilecek istek ve arzularını, yumuşak bir üslupla reddederdi.

Torunlarını okşar, sever; onların ellerini ve yüzlerini temizler; onları dört ayaküstünde sırtında taşır; namazda secdede sırtına çıkarlarsa, ininceye kadar secdeyi uzatırdı. Bir gün Hasan ve Hüseyin sırtında iken Hz. Ömer içeri girdi. Onları böyle şerefli bir yerde görünce: “ne güzel bineğiniz var” dedi. Bunun üzerine O gönüller sultanı şöyle mukabele etti: “Ya, ne güzel süvariler onlar!” (Tirmizî, Menâkıb 30; Bezzâr, el-Müsned, 1/418; Hâkim, el-Müstedrek, 3/186)

Efendimzi (s.a.v.) bir peygamber olduğu halde omuzunda çocuk taşımaktan utanç duymuyor, bununla iftihar ediyordu ve çocukları memnun etmek için dediklerini yapar, onların kalbini kazanırdı. Sahabe anlatıyor: "Bir gün gözümle gördüm. Efendimiz (s.a.v.) secdede iken Hasan geldi, sırtına bindi. Çocuk kendiliğinden ininceye kadar Peygamber Efendimiz de onu indirmedi. O, namazda iken bacaklarını açar, Hasan da bir taraftan girer, öbür taraftan çıkardı."

Çocuk psikolojisinden çok iyi anlayan Rasûlullah (s.a.v.) kendisiyle torunları ve çocuklar arasına bir engel koymamıştır ve onların güzel vakit geçirmeleri için onlarla beraber oyun oynardı. Bir gün Efendimiz (s.a.v.) otururken, Hasan ve Hüseyin güreşmeye başladı. Hz. Peygamber (s.a.v.) gülerek: "Ha gayret Hasan göreyim seni, Hüseyin’i yakala!" diyerek Hz. Hasan’ı kayırdı. Hz. Ali ise: "Ya Rasûlallah, sen Hüseyin’i kayırmalı değil miydin? O, daha küçüktü" diye sordu. Efendimiz (s.a.v.) de: "Baksana Cebrail de ha gayret Hüseyin seni göreyim diyor" buyurdu. (Zehebi, Tarihu’l-İslam, 3/9)

Hz. Peygamber (s.a.v.), torunlarının bakımıyla bizzat kendisi ilgilenir, onların isteklerini önemser, sıkıntılarına çözüm bulurdu. Bir gün Hz. Fatıma’nın evine gider ve yanlarında geceler. Hz. Hasan ve Hüseyin bu sırada uyumaktadırlar. Bir ara Hasan ve hemen arkasından Hüseyin su isterler. Rasûlullah (s.a.v.) derhal su kabına koşarak onlara su verir. Bunun üzerine Hz. Fatıma dayanamayarak; "Hasan’ı Hüseyin’den daha çok seviyor gibisin" deyince, "Hayır, ayrım yapmıyorum. Ancak suyu ilk defa Hasan istedi" cevabını vermiştir. (Ahmed bin Hanbel, Müsned, 1/101) Bu örnek bizlere Efendimizin (s.a.v.), torunlarının isteklerini karşılama ve sıkıntılarına çözüm bulma hususunda son derece adil olduğunu göstermektedir. Nitekim ilk su isteyen torununa öncelik sırasına göre su vermiştir. Daha da önemlisi Efendimiz (s.a.v.), kızı Hz. Fatıma’ya da çocukları arasında ayrım yapmayarak onlara adaletle davranma hususunda hassasiyet kazandırmıştır.

Rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.v.), Hasan ve Hüseyin’i sırtına almış ve ellerini yere koyup yürürken, “Ne güzel, ne güzel! Sizler ne güzel süvari, deveniz de ne güzel” dediği defalarca görülmüştür. (Tevfik, Ebu İlm, Fatıma, 57) Bu örneklerde görüldüğü üzere çocuklarla en etkili iletişim yolunun oyun olduğunu Efendimiz (s.a.v.) uygulamalarıyla ümmetine göstermekteydi. Elbette ki Rasûlullah (s.a.v.)’in bu ilgisi sadece erkek torunlarına değildi. Kız torunu olan Ümâme’yi de aynı şekilde severdi. Namaz kılarken sırtına çıkarsa, secde yapacağı zaman yere kor, secdeden kalkarken de yine omzuna alırdı: “Bağış ve ihsanda çocuklarınızın arasını eşit tutun” buyururdu. (Buhârî, Edeb 18; Müslim, Mesâcid 42)

Rasûlullah (s.a.v.), bir baba olarak kız veya erkek ayrımı yapmaksızın onlara, gereken sevgiyi gösterirdi."İnsan öldüğünde amel defteri kapanır. Ancak şu husustan dolayı ona sevap yazılmaya devam eder. Sürekli olarak kendisine ve insanlığa fayda getiren işler ve müesseselerdir. İnsanlığın istifade ettiği ilim. Kendisine hayır dua eden salih evlat." (Ahmet b. Hanbel) ifadesi burada ince bir noktayı göstermektedir. Salih evlat kavramı kız ve erkek ayırımı yapılmaksızın geneli ifade eden önemli ve dikkat çekilen bir durumdur.

Rasûlullah (s.a.v.), Hz. Hasan ve Hüseyin’in gönüllerini namaz, mescid ve ilim meclislerinin aşkıyla daha çok küçük yaşlardan itibaren doldurmuştu. Bir gün cemaatle namaz esnasında Hz. Peygamber (s.a.v.) secdeye varır. Secde o kadar uzun sürer ki, arkasında namaz kılanlar ne olduğunu merak ederler. Anormal bir şeylerin olduğunu ya da vahyin geldiğini düşünürler. Namaz bittikten sonra sorarlar. Efendimiz (s.a.v.) şöyle cevaplar: "Secdeye vardığımda Hüseyin sırtıma çıktı. Evde bu âdeti edindiğinden, onu sırtımdan atamadım ve böylece secde uzun sürdü" buyurmuştur. (Buhari, Kitabu’s-Salat, 52)

Çocuklukların yaptığı küçük yaramazlıklara rağmen Rasûlullah (s.a.v.), torunları Hasan ve Hüseyin’i mescitten, namazdan ve sohbet meclislerinden uzaklaştırmıyordu. Aksine Efendimiz (s.a.v.) onların caminin manevi havasından faydalanmalarını sağlayarak onların gönlünde namaz ve sohbet aşkını canlandırıyordu. Böyle bir terbiyeyle yetişen Hz. Hasan ve Hüseyin 7–8 yaşlarındayken hatalı abdest alan bir kişiye onun gönlünü kırmamak için hatasını yüzüne vurmayacak derecede ahlâkî olgunluğa ulaşmışlardı. Bundan dolayı Hz. Hasan ve Hüseyin’den birisi doğru, diğeri hatalı abdest alarak adama "Hangimiz doğru abdest alıyoruz?" diye sormuşlar. Böylece adamın hatasını anlamasını sağlamışlardı.

Efendimiz (s.a.v.) çocuğun ağlamaya terk edilmesine rıza göstermezdi. Hatta namaz kıldırırken bir çocuk ağlaması işitse, annenin de namazda olacağını düşünerek en kısa surelerle namazı tamamlardı.

Rasûlullah (s.a.v.)’in ailesinde çocukların talimi mühim meselelerden biridir. Doğumla birlikte çocuğun kulaklarına ezanın okunması, talim işinin ne kadar erken ele alınması gerektiğini sembolize eder. Terbiyesinde olan çocuklara karşı davranışlarını, sevgi ve müsamaha üzerine bina etmiştir. Hatalarını tashihte de aynı yolda devam etmiş, azar, tenkit, tahkir, surat ekşitme gibi yollara başvurmamıştır. Hz. Enes on yıl boyunca Efendimize (s.a.v.) hizmet ettiğini, hataları, yanlışları olduğunda bile hiç azar işitmediğini, Efendimizin (s.a.v.) bir kere olsun “of be” demediğini, “niçin böyle yaptın, şöyle yapsaydın” şeklinde eleştirmediğini rivayet eder.

Abdullah İbn Amir anlatıyor: Bir gün, Rasûlullah (s.a.v.), evimizde otururken, annem beni çağırdı ve: "Hele bir gel sana ne vereceğim!" dedi. Efendimiz (s.a.v.), anneme: “Çocuğa ne vermek istemiştin?” diye sordu. “Ona bir hurma vermek istemiştim” deyince, Efendimiz (s.a.v.) “Dikkat et! Eğer ona bir şey vermeyecek olursan üzerine bir yalan yazılacak!” buyurdular. Bu hadisin çocuk terbiyesiyle sıkı alâkası vardır. Rasûlullah (s.a.v.) terbiyede hiçbir surette yalana yer verilmemesini ve yalan söyleyerek çocukları kandırmanın haram olduğunu irşat buyurmaktadır.

Bilhassa ağlayan çocuklara bazen yapılmayacak veya verilmeyecek şeyler vaat edilir yahut da olmayacak şeyle korkutulur. Bunların hepsi neticede "yalan" olmakta birleşir. Hadis, çocuğun, böyle basit durumda bile yalandan uzak tutulmasını vurguladığına göre, ciddi durumlarda yalana yer vermenin nasıl büyük bir hata ve yanlış olduğunu ifade etmede açık bir delildir.

Netice olarak inananlar aile hayatında da Efendimizi (s.a.v.) örnek alıp, kendilerine rehber edinerek saadete ulaşırlar. Zira Allah (c.c.): “Gerçek şu ki, Allah’ı ve âhiret gününü (korku ve umutla bekleyen) ve O’nu her dâim zikreden kimseler için Allah’ın elçisi en güzel örnektir.” (Ahzab s. 33/21) “Rasûlün size verdiğini alın, yasakladığından da sakının.” (Haşr s. 59/7) buyurur.

Allah Tealâ’ya hamdü senâlar ve hayatının her anında “en güzel örnek” olduğu gibi, eşleri için eşsiz bir hayat arkadaşı olarak ve çocukları için müşfik bir baba ve dede rolüyle bizlere bu konuda da rehberlik eden Efendimize (s.a.v.) binlerce salât ve selâm olsun…

KAYNAKLAR
1. Ferhat Koca, Hz. Peygamberin Örnek Hayatı
2. Sadık Eraslan, En güzel Örnek Hz. Peygamber
3. İbrahim Sarıçam, Hz. Peygamberin Çağımıza Mesajları
4. Nuriye Çeleğen, Peygamberimiz Çocuklara Nasıl Davranırdı?
5. Mehmet Emin Ay, Hz. Peygamber ve Çocuklar.

Yorum Yaz